Animasyon sektörünün son dönemde ülkemizde ciddi ivme kazanmasında TRT Çocuk’un ve orada sevilen karakterlerin rolü büyük. Sinema perdesinde de sıkça görmeye başladığımız bu yapımların sonuncusu “Emiray: Macera Yolcusu”.
Zamanda yolculuk yaparak kadim geçmişimizi çocuklarla tanıştırarak fark oluşturan Emiray, “Yapay Zeka Üretimi İçermez” ifadesiyle dikkat çekiyor. Zira son dönmemde yapay zeka ile animasyon üretmenin kolaylığına dayanan ve maalesef derinliği olmayan yapımlar vizyona giriyor.
Yapımcı İsa Doğmuş ile yapay zekadan Emiray’ın tarihsel misyonuna kadar geniş çaplı bir söyleşi gerçekleştirdik.
77 dakika olan filmin yönetmeni Kenan Aktaşın, senaristi ise Ayhan Yavuz Açıkgöz…
Emiray sinema filmi, Selçuklu başkenti Konya’da, Anadolu Selçuklu Devleti dönemine yolculuk yapan bir hikâyeye sahip. Emiray, salt bir eğlence ya da aksiyon serüveni olmanın ötesinde; modern çağın çocukları ile kadim Anadolu-Türk medeniyeti ve mitolojisi arasında yaşayan, dinamik bir köprü kurmak amacıyla kurgulandı. Selçuklu mirasını ve dönemin şahsiyetlerini günümüze, özellikle de genç kuşaklara aktarma misyonunu üstlendik.
Bilindiği gibi tarihî kahramanlarımız çok fazla. Ancak yeni neslin algılama biçimine baktığımızda, kendilerine benzeyen günümüz karakterlerinin geçmişle bağ kurması, o günlerden bir şeyler anlatması ve bir ufuk çizmesi çok daha etkili oluyor. Bu yüzden günümüzde yaşayan Emiray’ı, kadim geçmişimizin izini süren ve o günlerden bugüne öğütler derleyen bir karakter olarak konumlandırdık. Film; mimari ve estetik anlayıştan mitolojik anlatılara, sembolik göndermelere kadar birçok derinlik barındırıyor.
Emiray, TRT Çocuk’ta yayınlanan bölümlerinde de benzer şekilde geçmişe gitmiş ve o günleri 52 bölüm boyunca yaşamıştı. Bu yolculuğun nedeni, yüklendiği misyondur. Filmde yolculuk, Mevlana Türbesi’ndeki kapının Kündekâri tarzında yapılmış bir benzerinin Emiray ve arkadaşlarına ulaşmasıyla başlıyor. Kapı metaforu bilindiği gibi farklı zaman, boyut ve mekânlara açılan bir geçittir. Filmimizde bu kapı, Mevlana Türbesi’nin kapısı olması hasebiyle Mevlana’nın Konya’ya geldiği günlere açılan bir geçide dönüşüyor. Böylece Emiray, genç yaşlardaki Mevlana ile tanışıyor ve onu günümüz çocuklarının dikkatine sunmaya çalışıyor.
Yapay zekâ, insanların hayatını kolaylaştıran bir iş asistanı, yani bir araç olmalı. Her şeyimizi ona emanet ettiğimiz, kontrolün bizden çıktığı, sonuçların bize ait gibi göründüğü ama aslında insandan bir ruh taşımadığı bir noktaya gelmemeliyiz. İnsanlık sanayi ve teknoloji devirlerine geçişteki büyük değişimleri ve sonuçlarını biliyor. Ancak bu sonuçları çabuk unuttuğu da kesin. Bir şeyleri kolayca yapabilmek ile işleri kolaylaştırmak aynı şey değildir.
Biz de bu şekilde düşünüyoruz. Emekten uzak her şey, fırsatçıların elinde başıboş bir silaha dönüşebilir. Bu araçların nelere yol açacağını düşünmeyen kişiler, toplumu yaralayabilir. Yapay zekâ nihayetinde tektipleştiren bir araç. Sınırlı bir veri havuzundan yeni bir şey üretmiyor, mevcut olana benzer bir şey üretiyor. Örneğin her insan aynı yürür mü? Elbette hayır. Oysa sınırlı veriyle eğitilmiş yapay zekâların ürettiği işlerde karakterler genellikle aynı yürür. İşte bu farklılıkları sanatçının gözlemi ve emeği ortaya çıkartır. Böylelikle tektipleşmeyen detaylarla güzelleşen yapıtlar ortaya çıkar.
Bu günler zor günler, büyük bir çalkantının içindeyiz; bunu unutmamalıyız. Öte yandan şöyle büyük bir hata yapıyoruz, yıllardır çevremizle de paylaştığımız bir görüşü söyleyeyim: Yalnızca sanat veya animasyon eğitimi almak yerine hayata multidisipliner bakmalı, eğitimimizi de buna göre biçimlendirmeliyiz. Animasyon, size sanal dünyada verilmiş sıfır kilometre bir evrendir. Bu evrende coğrafyadan tarihe, anatomiden mekaniğe, fizikten psikolojiye kadar birçok disiplin vardır.
Bu nedenle gençlerin önce kendilerine en yakın gelen bir ana dalda eğitim almaları, sonra bu alana yönelmeleri çok daha faydalı olur.